Wednesday, March 3, 2010

Kon los biervoz i sinyatura del ermano de mi papu



"Souvenir affectueux de la famille Moise I Cohen para mi kerido ermano Leon Cohen y Famille
Havana 5 Octoubre 1925 Cuba"
Leon Cohen tenia doz ermanos: Moise imigro a Cuba i Yako kedo en Estanbol. Me akodro de Yako i esto en kontakto ko las ijas de Yako, sus inyetas i biz inyetos. Majorita biven en California. El ijo i la ija de Moise son Alberto i Jenny ke son serka de la edad de mi padre ma mas mansevos. Kreyo ke Alberto pudeser ke nasyo en 1915 i Jenny 1920.

La Famiya de Kohen en Havana Cuba

Tuesday, March 2, 2010

Mi Biz Papu


Nesim Romano, el padre de Baruh Romano bivyo entre los anyos1838 i 1898. Esta photografiya es la mas vieja en la posesyon de mi famiya i es tomada en Konstantinople.

Tuesday, February 23, 2010

Turkish translation of "Namer el Endevino"

Kâhin Jak Namer


Yazar: Roz Kohen

1950’li yıllarda İstanbul’un Kıblelizade Sokağı’nda pek çok Yahudi yaşardı. O dönemde ebeveynimizin anlattığı hikâyeler, televizyonun yerini alırdı. Pencere kenarına oturmak ve geleni geçeni seyretmek, genç hayal gücümüzü beslemeye yeterdi. Gelen geçenlerden biri de, mahallenin ileri gelenlerinden, saygıdeğer kâhin Jak Namer idi.

Bu kişi, evimizdeki çoğu sıradışı diyaloğun odak noktasını oluştururdu. Namer, her tür hastalığın, hatta sorunun, çaresini bulmasıyla ünlüydü.

Kocanız sizi aldatıyorsa, ne yaparsınız? Gidip Bay Namer ile konuşursunuz. Henüz bir nişanlı bulamamışsanız, ne yaparsınız? Gidip Namer'e danışırsınız. Çok zeki olduğu ve sanatını astrolojiye dayandırdığı için Namer’in, herkesin kaderini bildiği söylenirdi. Yani, anlattıkları hurafe değildi. Hatta Atatürk’ün bile Türkiye’nin geleceği hakkında ona danıştığı ve Namer’in astroloji kitaplarına bakarak verdiği öğütten son derece memnun kalıp ona “astrolog” unvanı verdiği söylenirdi.

Dediklerine göre, Teyzem Virjini evlenmeyi o kadar çok istiyormuş ki Namer’e gitmiş ve birkaç ay sonra Eniştem Salomon ile tanışıp evlenmiş. Aynı durum, hiç kimsenin cazip bulmadığı Zelda’nın da başına gelmiş. Zelda, geleceğini öğrenmek için Namer’e gittiğinde, Namer ona şöyle demiş: “Eve git ve bu hafta gördüğün rüyaları hatırlamaya çalış. Rüyalarına giren kişi evleneceğin kişi olacak.” Zelda, o hafta rüyalarında, evlenmeyi hiç düşünmediği bir tanıdık olan Menahem’i görmüşmüş. Her şeyi bilen ve her gönül yarası için bir çözümü olan Kâhin Jak Namer ne kadar akıllıymış! Zelda, Namer sayesinde, kaderinde Menahem olduğunu anlamış. Namer, Teyzem Sara için de ne mükemmel şeyler söylemiş! Namer sayesinde, şansı hiç yaver gitmeyen Sara’nın şansı açılmış. Sara rüyasında kendini merdiven çıkarken görmüş. Namer de ona zaten “Kendini merdiven çıkarken görürsen, bu, talihinin açıldığına işarettir” demişmiş!

Aynı sokakta yaşamamıza rağmen ben, namı diğer "Namer el Endevino"yu* tanımıyordum. Yalnızca, annemin bir defasında, kibar davranışları olan iyi giyimli bir adama, sıkılarak selam verdiğini hatırlıyorum. Adam, o zamanın görgü kurallarına uygun bir biçimde, şapkasını hafifçe kaldırıp başıyla selam vererek “Günaydın” demişti. Daha sonra, annem bana onun sokağın aşağısında yaşayan ünlü astrolog Jak Namer olduğunu söyledi! Namer’in hayatı hakkında hiçbir şey bilmiyorduk; tek bildiğimiz, özel güçlere sahip olduğu, yalnız yaşadığı ve muhtemelen, çoğumuza yardım edip umut veren bir aziz olduğuydu.

Yıllar geçti. Bir gün bir İstanbul gazetesinin köşesinde kısa bir haber çıktı. Bay Jak Namer evinde çıkan bir yangında ölmüştü; muhtemelen bir gaz sobası kazasıydı. Bu, pek çok insan açısından önemsiz bir haberdi. Haberi okuduğumda, ABD’de sosyal psikoloji eğitimi alıyordum ve Namer’in insanlara yardım etmek için kullandığı taktiklere anlam vermeye başlamıştım. Aslında kullandığı yaklaşımlar, bugün sosyal psikoloji çevrelerinde çok iyi biliniyor. Namer’in eski inançların aksine herhangi bir doğaüstü gücü olmadığını anlıyordum artık. Bir psikolog sabrıyla insanlarla konuşuyor ve onlara arzularının ne olduğunu anlamalarında yardımcı oluyordu.

Günümüz sosyal psikologlarına göre, belli bir amaca ulaşmak istiyorsak, bunu kalpten dilediğimiz takdirde amacımıza ulaşır ve hayallerimizin gerçek olmasını sağlayabiliriz.

Şu anda laboratuvarlarda test edilmekte olan bu felsefe, artık çağdaş bir nitelik kazanmış durumda ve günümüz çevrelerinde bir bilim olarak kabul ediliyor. Böylece, geleceğimizi görme, kaderlerimizi çizme gücümüzü anlar hale geliyoruz. Namer'in hepimize anlatmaya çalıştığı zihinsel gücümüzü kendimizde bulmayı öğreniyoruz.

Eğer çocukluğumda Şişhane’deki oturma odamızda duyduğumuz söylentiler gerçek olsaydı, Atatürk’ün Jak Namer’i bir bilimadamı olarak tanımasından ve onu bilge insan sıfatıyla onurlandırmasından memnuniyet duyardım. Çünkü ancak önceki nesillerin davranışlarını analiz etmenin, bizi bugünkü halimize dönüştürdüğüne inanmak istiyorum.

*el Endevino: İspanyolcada “geleceği gören, özellikle astrolojiye dayanarak gelecek konusunda fikir yürüten kişi”.

Sunday, February 7, 2010

Banyo de Chinko


Banyo de Chinko
-----------------------------------------------------
Los Estambullis, semos enamorados de la mar. En munchas de muestras memorias la mer se topa en el sentro de los evenemientos. Tomar un chay en el bodre de la mar, un paseo kon vapor, ir a las plajes, tomar aver al bodre de la mar, son una de las maz populares temas de muestro pasado.
Me akodro de una Amerikana ke aviya vinido komo turista a Estambol i komo se aviya enkatada de ver la djente asentados en un kafe o un banko, en el bodre del Bosfor i mirando a la mar, sin dinguna otra okupasyon. Para eya esto era ser battal i peryer tyempo en nada. Ma muestra estorya de amor kon la mar empesa mizmo antes ke empesimos a kaminar o a avlar…
En efekto, mis primeras memorias son sovre la mar, en partikular del primero enverano de mi vida ande tenia apenas un anyo. La majorita de los vizidados de la isla Prinkipo serka de Estambol, eran djudyos i gregos i todos eran muy entimos unos kon los otros i los bebes mos engrandesiyamos endjuntos. Los de tres a kuatro/ sinko anyos se ivan a nadar kada diya i djugavan al lado del debarkader sin espanto.
Mi primera memoria de Prinkipo, es sovre mi ermana i una amigita ke se suvyeron a una mauna – barka ancha de transporto – i estavan djugando. Los vizindados ke vyeron esto, le dyeron haber a mi madre ke salyo de kaza kon una grande emosyon i koryo al debarkader para kitar a las doz ijikas antes ke la mauna se aleshe del debarkader. Mizmo ke era un bebe, me akodro del espanto en la kara de mi madre i komo salyo korriendo komo la loka a las kayes, deshandome sovre el minder alto kon mi vava en kaza.
Tanbien me akodro de una fotografiya ke la teniyamos en el album. Esta fotografiya es de una bebe asentada en un banyo de chinko i echando rizas del guste en el kortijo de la kaza ande aviamos pasado una enverenada en Prinkipo.
Asigun ke mis paryentes me kontaron, la kreaturika ke apenas teniya un anyo era yo, i el kortijo de laja era en la kaza de Marion ande pasimos la enveranada de 1950 en Prinkipo. Me akodro i ke mi ermana, en la mizma enverenada, se iva a nadar i mizmo se suviya a las barkas i a las maunas sin dingun espanto..
Al pareser ke Madam Marion, la vizina grega, arogava al sudju – vendedor de agua – de la isla de inchir doz kuvos de agua de mar i trayerlos al kortijo. Aya inchian el banyo de chinko kon la agua de mar i me metian para ke profite de la agua de mar.
Es ansina ke syempre me plaze la mar, i el nadar. Del primer banyo de mar en el banyo de chinko en el kortijo de la kaza, los muestros mos alishtreyaron a la mar. La fotografiya malorozamente no la tengo, ma la memoria de la foto es tan biva ke espero ke la ilustrasyon vos va dar una idea del uzo de akeos anyos kuando no aviya banyos de plastik para bebes.
Esta anyada hue la de alkavo ke pasimos el enverano en la isla i los banyos de mar de los anyos segientes ya no eran maz en el banyo de chinko. Las photos de otras enveranadas mas duspues son tomadas en la parte asiatika de la sivdad i el banyo de chinko hue uzado komo payla ande metian el lavado en mojo.
--------------------------------------------------------------------------------------------
Ilustrasyon: Roz Kohen

Monday, January 18, 2010

English translation of "Djamila a Media Luz"

DJAMILA "at dim lights"

By Roz Kohen

I grew up in Istanbul but now I live in the United States. Yet the strongest memories are those of my childhood.

Djamila, "the cleaning lady" or as my mother said in Judeo-Espagnol “la mosa", has left me a bittersweet memory that is awakened every time I hear Julio Iglesias sing: "i todo a media luz". *

In the years 1950-55 we lived in a small apartment in Shishane, near the famous, centuries old Genovese Tower in Istanbul. Then we were surrounded by Jewish and Moslem neighbors. Even the Jewish Families that were not rich could afford housekeepers. Majority of these housekeepers were young Moslem women coming from province. But, we also had one housekeeper who was Jewish: Djamila.

When I was 5-6 years old, it seemed to me that Djamila was eighty! Today, I look back and think that she was probably forty or fifty years old. She seemed very old, because of her gray thin hair and her toothless mouth. She was very skinny and always seemed ill.

Djamila used to work eagerly and was known in the Jewish community of Sishane as being an honest worker; she never stole from houses.
Her biggest worry seemed to be her alcoholic husband and her lazy son that were in her care.


..,;.


Djamila had the face of a witch, always with a broom at hand, her pointy nose with a mole, her disheveled gray hair, a cigarette that seemed a permanent hanging fixture of her thin lips, an awkwardly tied head cover, thick stockings hanging on her skinny legs, a mended dress and huge slippers that she dragged as she walked hastily. But when she opened her mouth Djamila was the gentlest person. I remember she refused to sit with us, and said: "It is unacceptable for maids to sit with their bosses to socialize". My Mother was embarrassed that Djamila felt inferior, we all felt she was very old fashioned and had conservative views. Thus Djamila worked all her life in such conditions and one-day we heard she had passed away quietly.

Today I remember Djamila because she sang the famous Spanish song, with her voice roughened from cigarette smoking, as she enthusiastically worked cleaning our house: "i todo a media luz, a media luz los doz, a media luz los bezos, a media luz los doz."*
I would forget of her alcoholic husband and imagine little old Djamila, the sweet gentle lady with her toothless mouth, dancing tango in the arms of a handsome young man that treated her with great respect and admiration and in full ecstasy all "in dim lights"-"i todo a media luz".
I will never know if the song alleviated Djamila's stressful life, but every time I hear the song play I remember my childhood, I think of the dreams Djamila might have had and I smile for a few moments.

*. all in dim lights
. at dim lights the two of us . at dim lights the kisses . at dim lights the two of us

Albert Habib tarafindan hazirlanan blog

Bu Blog ayni zamanda hikaye ve anilarin Turkcelerini icerir. Tesekkurler Sayin Albert Habib. https://rozkohen.blogspot.com/ Blog aparejado ...